28.07.2008

O ESRARLI BAĞI ANLAMAYA ÇALIŞMAK

Yazar bu çarpıcı öyküye “Bu kırgın bir adamın öyküsüdür” diye başlıyor . Upuzun, heyecanlı, tüyler ürpertici olaylarla dolu zor bir yolculuğun öyküsüdür bu. O “esrarlı bağı” anlamaya çalışmak adına yapılmış çok yorucu derinlere inilmiş bir “hakikat”i anlama yolculuğu. Ve kırgın olarak yola çıkmış olan adam yaptığı bu zorlu yolculuktan beş yıl sonra memleketine döner. O şehir, karısı ve üniversitedeki meslektaşları onu bulunduğu konumlardan silmişlerdir. Üniversite kadrosundan azledilmiş, eşi tarafından boşanmış hatıralardan uzaklaştırılmıştır. ... Ama o, bütün bu acı silinişler karşısında eskisi kadar etkilenmemekte kırılmamaktadır. Artık şöyle diyebilmektedir: “Hüzünlü bile değildim ve kendimi iyi hissediyordum..” (sf. 263, Yoksullar Hanı). Evet kahramanımız bu esrarlı bağı yavaş yavaş kurmaya başlamıştır, bütün bu silinmişlikler, yok sayılışlar, artık onu eskisi kadar etkilememektedir. Kırgın bir adam olarak gitmiştir ama öyle acılar görmüş, öyle öyküler yaşamıştır ki, öğrenmiştir.
Hiç yara almadan geçemezsin aynadan, Yara almadan geçemezsin aynadan. Diyen ünlü bir ozanımızın mısralarındaki gibi.
Belki yaralıdır, ama yaşadıklarının ona öğrettiği, gösterdiği hakikat, tüm bu olanlardan kırılmamayı, olaylardan gereken dersi çıkarmayı ve öğrendiğini sindirmeyi öğretmiştir.
İşte bu varılabilecek en güzel duraklardan biridir. Artık olayları farklı bir gözle görebiliyor, yaşanmış olaylardan çıkarak gerçek özgürlüğe erişiyordu....
Fas’taki nonoton tekdüze yaşamında, kişiliğinin kısıtlandığını hissetmiş, bu onda ruhsal sıkıntı, bir çeşit ruhsal hastalık başlatmıştı. O sıralarda şansını Napolide bir yarışmada deneme fırsatı çıkınca Stendhal’i düşündü. Şöyle söylemişti ünlü yazar, “İnsan hastalığın ilk belirtilerinden sonra ilaç peşine düşmemelidir, hemen kaçmalı ve Napoli’de ya da İshia adasında sekiz gün geçirmelidir. Ve böylece Napoli’ye hareket eder. Onun gerçeği aradığı sahnedir artık Napoli. (sf.27 , Y.H.). “Ağırlıklar, zincirler, bana işkence çektiren herşey neredeyse yok olmuştu. Benliğime seçicilik gelmişti. Bu ayrılış coğrafi bir uzaklaşmadan öte birşeydi.”
Bu arada yine vefa hisleri içinde Napoli’den karısına başka bir isimle hitap ederek ve onu farklı bir kimlik içinde tahayyül ederek mektuplar yazmaya başlar. Hiçbir zaman okunmayacak mektuplar. Yoksullar hanını ilk arayıp bulduğunda kulağına şöyle fısıldanır: “Nesnelerin ardında başka gerçekler vardır. Dış görünüş yanıltıcıdır. Haydi gidin ve arkanıza bakmayın..ve işte orda Napoli’nin ihtiyar bilgesiyle karşılaşır. Napoli hakkında bir kitap yazma isteğini söyleyince ihtiyar şöyle der “Napoli hakkında bir kitap ha. Bunu yazmana gerek yok. Napoli’nin kitabı benim. Herşey burada... Güneş, loto , soygun, yozlaşma, cinayet mahkemeler, hapis,... Ve şöyle devam eder. ”Başını karnına dayadığında Napoli’nin yaşamını ve ölümünü duyarsın. Sesin türü, kentin karnını dinlemek için seçtiğin saate göre değişir. Burnunu tıkama. Yaşam pislik saçar. İyi ve güzel olan herşey sonunda pislenir. .
Handa yaşayanların kendine özgü hikayeleri vardı. Bu han adeta bir öyküler hanıydı. Ve zamansızlık içinde bunlar yer yer anlatılacaktı. Anlatılırken de yeniden yaşanacaktı. “Zamanın hiçbir şey olmadığını anladığımda kendimi özgür hissettim” diyerek öyküler yaşanmaya başlar. Gerçek ve sarsıcı aşk öyküleridir bunlar. “Güzelim bilinç altınızda çöreklenen ve bizi aldatan, kendisi gelip geçen, ama bizi ölümsüz olduğumuza inandıran, o düşmana karşı, işte o delik dolu kaya, o kırışıklar dolu yüz, o ele geçmez düşman: zaman “ ( sy.56).
Aşk, Önce Esarettir, Daha Sonra Geçiş Gerçekleştirilebilirse, Hakiki Özgürlüğe Dönüştür..
Yoksullar hanı, aşk kurbanları hanına dönüşmüştü. Ben her ikisi de olabilirim. Yaşam ve aşk aynı şey. Garace, “Cennetin çocuklarında ben aşığım ve mutluyum”, yerine “Ben yaşıyorum” diyordu. “Aşk bana çok önemli bir şey öğretti, başkalarından bir şey beklememek...” (sy.106).
Anna Maria (ihtiyar kadın) gerçek öyküsünü acı dolu aşk öyküsünü anlatıyor. Aşık olduğu kişi Pipo maalesef ırkçı ayırımcılığını, içinde biriktirdiği kinine, aşkı alet ediyor ve onu seven kadına işkence ediyordu. O kadının kişiliğinde milliyetinden nefret ettiği yahudileri, arapları, müslümanları görüyor ve tüm o ırklara olan hıncını Anna Maria’dan almaya çalışyordu.
Burada Pipo’nun kişiliğinde ırkçı bir nesil ve ayırımcı insanların tümü temsil ediliyor, bir kadın aşkı uğruna bunlara muhatap ediliyordu. İşlenen insanlık suçu tüm muhataplara aitti Burada Anna bu acılarla yorulmuş, olgunlaşmış, pişmiş bir kitleyi simgeliyordu.
“Tüm Napoli benim. Bu şehir benim karnımda kaynar” derken bu acıları ifade ediyordu. Oysa O, sevgi ile tüm ırklara bağlanmıştı. Zenci müslüman Momo ile dost olmuştu. O mutlu olsun diye müslüman olmuştu. Aşkın onu ulaştırdığı güç ile herkese yakındı. Engin sevgisi ile herkesle ve herşeyle bir bütün olmuştu. Kadere ve sevgiye inanıyordu. (sy.186). “Benim alın yazısı dediğim işte bu. Kaderci değilim, ama öyle anlar oluyor ki, kendiniz karar verdiniz sanıyorsunuz ama yaşam bildiğini yapıyor. Yahudi olduğumu ve anne babamın toplama kampına götürüldüğünü unutup o savaş sonrası rehavetinin acıklı bir sonla bitmesi kaçınılmazdı. İnsan köklerini unutarak yaşayamaz. Eninde sonunda o kökler sizi yakalar, işte o zaman canınız yanar.” Aşkı Tüm Boyutları İle Yaşayan Benim, ve Bu Yüzden Bir Gün, “Tüm İnsanlar” Olacağım.
Yukarıdaki bu başlığı romanımızın aşık kahramanlarımızdan birisi söylüyor, Gino. Onlar hepsi birer aşk masalı yaşıyorlardı, bir hikayeden diğerine aktarılan ve sonsuza dek sürüp giden bir aşk masalı.. Bu aşk masallarında aşık olunan kadınlar İde, İza Kenza arasında tuhaf bir benzerlik ve esrarlı bağ vardı.
Aşk böylesine yoğun yaşandığı zaman, aşkın birleştirici gücü herşeyi ve herkesi bütünlüyor Ve bu çok kesif yoğunluğu yaşayan kişiler “Bir gün tüm insanlar olacağım” (sy.204) diyebiliyorlar, bunu gerçekten hissedebiliyorlardı.
Aslolan tüm bu isimlerin simgelediği gerçek aşkı yakalamaktı.Bizi hakikate götüren kanatları takan aşk’a .
Kim bu insanlar ? “Ben kimim, ben kimim? En yaşlı ağaç eğiliyor , ben yürüyorum ve kendimi özgür hissediyorum. Babam şimdi uzakta tehdit yok, içimden bir ses bana bu ormanda köklerimin bir sedir ağacının kökleri ile karıştığını söylüyor, şu anda oradayım, Afrikada bir sedirin yanındayım, kendi sesim bana Kenza Kenza diyor, hazine, hazine, ben Kenza’yım, Hatice’nin, Napolide bir temizlikçi kadının kızıyım, annem deli değil, ölmüş, o benim içinde, bende yaşıyor. Kenza, Ava, İde, İza... Tüm bu adlar aynı ağacı niteliyor, sınır tanımaz bir kadın, anıların içinde görüntü , ve gölge izleri ile bir görünen bir kaybolan hayal .
Momo ayağa kalktı, elini Gino’ya uzattı. Bütün gücü ile sıktı. Kenza da yaklaştı ve öteki elini tuttu. Ben ihtiyarın elini kavradım, İhtiyar ayağa kalktı, Hapimiz birleşmiştik... Yalnızca özgürlük ve insanlık onuru için yaşayan küçücük bir kabile idik.”. (sy.237). Aşk Varılacak Bir Durak... Aşk’tan Sonra Hakikat..
Aşk’tan da sonrası var... Aşk özgürlük kanatlarını giydirir. Kanatlar (yani aşk), uçmak için vasıtadır.. O vasıtanın sizi götüreceği yerdir önemli olan. O kanatlar sizi gerçeğe uçurur.
“Ama Ava, artık aşık değildi, aynı İde gibi , İza gibi. Halka olup dansederken bunun bilincine varmıştım. İhtiyarın hangarı aşk öykülerinin düğümlenip çözüldüğü bir tiyatro sahnesiydi. Bu büyülü mekan aynı zamanda hakikatlerin yeriydi” (sf.238).
Aşk, bu sahnedeki birleştirici rolünü oynamıştı. Onlar artık bir kabile olmuşlardı. Bir bütün olmuşlardı. Aşk, hakikate dokunmak, hakikat ise yaşamın özüydü.
Anlamak için yazmak ! Ava bana tüm yoğunluğu ile yaşamı hissettirdi, sonra kayboldu. Orada benim karşımdayken bile ruhu başka yerde, benden uzaktaydı. Bütünleyici bir yanılsama yaşıyordum. Bunları yaşamak, farklı bir şeydir., bir deneyimdir, bilinmeze bir dalıştır. Tıpkı yaşamın başlangıcındaki bellek, bu büyülü yanılsamanın öyküsünü anlatan bellekmiş gibi. Anlamak için bunu yapmak gerekiyordu. Anlamak için yazmak. (sf.240).
Kenza ile Anna arasındaki varolan o büyülü, o ESRARLI BAĞI anlamaya çalışacağım. (sf.245). Aşk o esrarlı bağı bize anlatabilecek önemli bir yoldur.
Aşk bunu anlatmaya muktedir bir mucizedir... 26.12.2007

http://www.dipnotkitap.net/ROMAN/Yoksullar_Hani.htm